Gastrofill GastroHaber NATO Masasında Türkiye’nin Lezzet Diplomasisi

NATO Masasında Türkiye’nin Lezzet Diplomasisi

Okunma Süresi: 3 dk

Bazıları NATO Zirvesi’ni sadece güvenlik, savunma ve diplomasi başlıklarıyla hatırlar. Ben ise biraz farklı bakıyorum. Çünkü bazen ülkelerin kaderini uzun konuşmalar değil, iyi pişmiş bir tabak da etkileyebilir.

Evet… Yanlış okumadınız.

Dünyanın en güçlü liderleri Ankara’da bir araya gelirken, Türkiye de sessiz ama son derece güçlü bir silahını devreye soktu: Mutfağını…

Üstelik öyle kebapla, baklavayla geçiştirilecek bir tanıtım değildi bu.

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde Fatih Tutak, Çankaya Köşkü ve Millet Kütüphanesi’nde Osman Sezener, uluslararası heyetlere verilen büyük davette ise Sinem Özler mutfağın başındaydı. Üç farklı şef… Üç farklı yorum… Ama tek bir ortak hedef vardı; Türkiye’yi tabakla anlatmak.

Çünkü gastronomi artık sadece karın doyurmuyor.

İmaj oluşturuyor…

Kültür anlatıyor…

Diplomasi yapıyor.

Eskiden devlet adamları masaya haritaları koyardı. Artık bazen enginar koyuyorlar.

İnanın bana, doğru hazırlanmış bir zeytinyağlı tabağı bazen saatler süren diplomatik konuşmalardan daha akılda kalabiliyor.

Beni en çok mutlu eden ise menülerde gösteriş yerine Anadolu’nun tercih edilmesi oldu.

Urla’nın enginarı…

Tokat’ın narin asma yaprağı…

Bitlis’in karakovan balı…

Erzincan’ın tulumu…

Antalya’nın hibeşi…

Antep’in fıstığı…

Denizli’nin yanık yoğurdu…

Bir anlamda Türkiye’nin gastronomi haritası sofraya serildi.

Üstelik bunu yaparken “Biz en büyüğüz.” demediler.

“Biz çok zenginiz.” dediler.

İşte gerçek fark burada.

Dikkat ettiyseniz üç şefin de ortak noktası mevsimsellik, sürdürülebilirlik ve yerellikti.

Yıllardır yazıyorum…

Türk mutfağının en büyük gücü sadece et yemekleri değil.

Zeytinyağlılarımız.

Bugün dünyada vegan ve vejetaryen mutfak yükselirken bizim yüzlerce yıllık zeytinyağlı kültürümüz adeta yeniden keşfediliyor.

Aslında dünya yeni bir trend bulmadı.

Bizim anneannelerimizin mutfağını keşfetti.

Bence zirvenin yıldızlarından biri de Denizli’nin yanık yoğurdu oldu.

İlk duyduğunuzda insanın aklına “Yoğurt yanarsa çöpe gider.” diye geliyor.

Meğer tam tersiymiş.

Bakır kazan ateşte kızdırılıyor, süt o sıcak yüzeyle buluşunca ortaya bambaşka bir aroma çıkıyor.

Bazen en güzel tatlar biraz yanmaktan geçiyor demek ki…

Hayat gibi.

Bu zirve bana bir şeyi daha hatırlattı.

Yıllardır turizm konuşuyoruz.

Deniz…

Kum…

Güneş…

Artık bunların yanına güçlü bir başlık daha eklemek zorundayız:

Lezzet.

Çünkü insanlar artık sadece bir ülkeyi gezmiyor.

Tadıyor.

Hatırlıyor.

Anlatıyor.

Paylaşıyor.

Ve tekrar gelmek istiyor.

Atatürk’ün 1934 yılında Ankara Palas’ta İsveç Prensi Gustav Adolf onuruna verdiği devlet yemeğinde Kremalı Çankaya Çorbası ile başlayıp Stockholm Dondurması ile biten ince diplomatik yaklaşım bugün de farklı bir anlayışla devam ediyor.

Demek ki değişmeyen bir gelenek var.

Türkiye, misafirini önce sofrada ağırlıyor.

Son sözüm şu olsun…

NATO Zirvesi’nin en güçlü mesajı belki de kürsülerden değil, mutfaktan verildi.

Çünkü bazen bir kaşık zeytinyağlı enginar, onlarca sayfalık diplomatik metinden daha etkili olabiliyor.

Lezzetin dili yok derler.

Bence var.

Ve o dilin adı bu kez Türk mutfağıydı.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *