23–25 Ocak tarihleri arasında, “Denizden Dağlara” temasıyla gerçekleştirdiğimiz Gastro Travel Maçka yolculuğunda; Karadeniz’in sisle örtülü dağlarıyla denizin tuzlu rüzgârı arasında, Hamsiköy Konakoğlu 1924 Hotel’de çok özel bir misafirperverliğe tanıklık ettik. Bu kadim toprakların hafızasını taşıyan mekânda, emekle yoğrulmuş bir aile hikâyesini dinlemek üzere Birol Konak’la bir araya geldim.

Birol Bey, Konakoğlu 1924 yalnızca bir marka değil, aynı zamanda güçlü bir aile hafızası. Bu hikâyeyi en başından dinleyebilir miyiz?
Birol Konak:
Aslında bu hikâye bizimle değil, dedemizle başlıyor. Kurtuluş Savaşı’ndan gazi olarak köyüne dönen Dede Osman Çavuş, 1924 yılında Hamsiköy’de devlet tarafından satışa çıkarılan hanlardan birini ihale yoluyla satın alıyor. Bugün üzerinde otelimizin bulunduğu arazi, o günlerde dedemin emeğiyle hayat buluyor.
O dönem Hamsiköy, Rumların yaşadığı, sonra boşalan bir köydü. Dedem bu hanı aldığında belki büyük bir plan yoktu ama çalışmak, üretmek ve yolcuyu ağırlamak vardı. Bizim için her şey o niyetle başladı.

İlk yıllarda nasıl bir yapıdan söz ediyoruz?
Birol Konak:
Önce hancılık…
Ardından lokanta, kahvehane, market ve fırın geliyor. Yani sadece yatacak yer değil; yolcunun, tüccarın, kamyoncunun her ihtiyacını karşılayan bir merkez haline geliyor. Dedem işi büyütürken hiçbir zaman özünden kopmuyor.
1952 yılına gelindiğinde burası artık tam anlamıyla bir konaklama ve dinlenme tesisi oluyor. O günün şartlarında bu, çok vizyoner bir iş.

Hamsiköy’ün bu hikâyedeki rolü nedir?
Birol Konak:
Hamsiköy’ü bilmeden bu hikâye anlaşılmaz.
Burası İpek Yolu üzerindeydi. Orta Doğu’dan gelen ürünler, Avrupa’dan gelen mallar Trabzon Limanı’na iner, buradan yaylalara ve Anadolu’nun içlerine dağılırdı.
Kamyoncular, yolcular, tüccarlar…
Yemek yenir, çay içilir, dinlenilir, yol devam ederdi. Uzun yoldan gelenler burada kalırdı. O yıllarda Türkiye’de “dinlenme tesisi” kavramı yokken, ilk örnekler Hamsiköy’de ortaya çıktı.

Ve Hamsiköy Sütlacı…
Birol Konak:
Hamsiköy Sütlacı başlı başına bir marka.
70’li, 80’li yıllara kadar insanlar burada sütlaç yemek için saatlerce sıra beklerdi. Avrupa’dan Orta Doğu’ya kadar adı bilinen bir lezzetti. Bu, sadece bir tatlı değil; bölgenin gastronomik hafızasıdır.
Bu miras kuşaktan kuşağa nasıl aktarıldı?
Birol Konak:
Dedemden sonra amcamız, ardından babamız devraldı.
Bugün ise bizler, dördüncü kuşak olarak sekiz kardeş, bu işi birlikte yapıyoruz. Bu bir şirketten çok, bir aile meselesi. Aynı masada büyüyüp aynı sorumluluğu taşıyoruz.
Ama 1986 önemli bir kırılma noktası…
Birol Konak:
Evet, 1986–87 yılları Hamsiköy için zor yıllardı. Yol güzergâhı değişince buradaki işletmelerin neredeyse tamamı kapandı. Köyde büyük bir göç başladı. İnsanlar geçim ve eğitim kaygısıyla buradan ayrıldı.
Biz de o dönemde buradan çıktık. Ama mesleği bırakmadık.

Bu göç nasıl bir dönüşüme yol açtı?
Birol Konak:
Sakarya Hendek’te yeniden başladık.
Sonra Pamukova, Afyon, Denizli… Derken bugün Türkiye’nin altı bölgesinde bu sektörü yapıyoruz.
İzmir–İstanbul Otoyolu
Çanakkale–İstanbul Otoyolu
Ankara–Denizli yolu
Bolu…
Eskiden yerel bir markaydık ama hedefimiz netti:
Konakoğlu’nu ulusal bir marka yapmak.
Bu yolculukta annenizin yeri çok özel…
Birol Konak:
Annemiz bu hikâyenin sessiz kahramanı.
Sekiz erkek evlat büyüten, ahırında inek bakan, tarlada çalışan bir Karadeniz kadını. Hayatı boyunca çalıştı.
Rahatsızlandığında bize şöyle dedi:
“Oğlum, ölmeden önce şuraya bir şey yapın. Dedelerinizin toprağına bir iz bırakın.”
Biz bu inşaata başladığımızın ilk yılında annemizi kaybettik. Burayı göremedi ama burası onun hatırasıdır.

Bugün burayı diğer tesislerden ayıran temel duygu nedir?
Birol Konak:
Burası bizim için sadece ticari bir işletme değil.
Elbette ticaretini yapıyoruz ama önceliğimiz misafirperverlik. Gelen giden eşi dostu ağırlamak, bu kültürü yaşatmak.
Çünkü bu topraklarda ana kutsaldır.
Karadeniz’de ana kültürü her şeyin önündedir.

Konakoğlu’nun bugünkü gücünü nasıl tanımlarsınız?
Birol Konak:
Yatırımlarımızın büyük bölümünü öz kaynaklarımızla yapıyoruz.
Denizli’de 40 bin firma arasında son iki yıldır üst üste vergi rekortmenleri listesinde yer almak bizim için büyük gurur.
Üretiyoruz, istihdam sağlıyoruz, ülke ekonomisine katkı sunuyoruz. Kolay bir iş değil ama gurur verici.
Yerel bir markadan ulusal markaya giden yolda en zor olan neydi?
Birol Konak:
Yerel markalar bazen küçümsenir.
Ama yerel markaların inancı çok güçlüdür. Biz Hamsiköy’ün, dedem Osman Çavuş’un, annemizin emeğinin ne ifade ettiğini biliyoruz. Bu inanç bizi buraya taşıdı.

Birol Bey, sizden sonra Konakoğlu’nda 5. kuşak nasıl geliyor?
Birol Konak:
Açık söyleyeyim, 5. kuşaktan çok umutluyum. Gerek kendi çocuklarım olsun, gerek yeğenlerim… Biz onları hep kendimiz gibi yetiştirdik. Bu işin mutfağını bilsinler istedik.
Benim çocuklarımın zaten Denizli’de kendi markaları var. Burgercilik yapıyorlar ve gerçekten çok iyi işler çıkarıyorlar. Sadece isim olarak değil, işletme olarak, disiplin olarak, kalite olarak güçlü bir iş ortaya koyuyorlar. Bu da beni ayrıca gururlandırıyor.
Bizde işin okulu sahadır.
O yüzden onları çırak–kalfa–usta anlayışıyla yetiştirdik. Yani önce işi öğreneceksin, sonra sorumluluk alacaksın, en son yönetmeyi hak edeceksin. Tesiste çalışan bir elemandan bile daha fazla çalıştıkları zamanlar oldu. Çünkü bu iş masa başında öğrenilmiyor.
5. kuşak geliyor ama hazır gelmiyor.
Emekle, disiplinle, işin içinden gelerek geliyor. O yüzden geleceğe çok daha rahat bakıyoruz.

Konakoğlu 1924 sizin için ne ifade ediyor?
Birol Konak:
Konakoğlu 1924;
dedem Osman Çavuş’un attığı temelle başlayan,
annemin duasıyla büyüyen,
bizlerin emeğiyle ulusala yürüyen
gerçek bir Anadolu hikâyesidir.
Ve bu hikâye hâlâ yazılmaya devam ediyor.
